Karakeçili yaylasının en yüce tepesinde, akbabalar bile kanat çırpmaktan yorulduğu kayalıklarda, bir zamanlar Abik adlı bir delikanlı yaşarmış. Abik; babasının oymağından koparılmış, ata sürüsünün yaylasından sürülmüş, yüreğinde dağların sesi olan bir yiğitmiş.
“Ben Abik’im, yağız atım var benim,
Karakeçili’nin dört bir yanı vatanım.
Dağlardan inmem, ovaya gelmem,
Ata yasasından başka emrim bilmem.”
Rivayete göre Abik, düşman aşiretin haksız yere el koyduğu atları geri almak için tek başına harekete geçmiş. Ay yüzlü kır atını koşturarak dağ geçitlerini aşmış, geceleri yıldızları kılavuz edinmiş, gündüzleri kartalların süzüldüğü çıkıntılardan ilerlemiş.
Üç gün üç gece sonunda, Kumru Dağı’nın ötesindeki vadide atlarını bulmuş. Ama düşman sürüsü bekliyor, yaylar gerili bekliyormuş. Abik, ata yurdunun sesi olan bir türkü söylemiş — o türküyü duyan atlar birden şaha kalkmış, köpekler ulumuş, bekçiler ürkmüş… Ve Abik, süngü dokunmadan atları geri getirmiş.
Bu efsane, bugün hâlâ Karakeçili köylerinde büyüklerimiz tarafından anlatılır. Abik’in adı, cesaret ve zekânın sembolü olarak yaşatılmaktadır.
📌 Not: Bu efsane, derneğimizin ilk başkanı tarafından ninelerinden dinlenmiş ve arşivimize kazandırılmıştır.